Gönderen Konu: Akka Zaferi  (Okunma sayýsý 75 defa)

Ensar7-8-3

  • Yönetici
  • Kıdemli Ãœye
  • *****
  • Ýleti: 264
  • Karma +17/-0
  • Ä°st(anbul)forum-ForumBulut-BulutForum:Unutulmazlar
    • Profili Görüntüle
Akka Zaferi
« : 09 Ekim 2010, 10:48:38 »
Fransıza Vurulan Tokat: AKKA ZAFERİ

Muzaffer Taşyürek

“Akka’da durdurulmasaydım, bütün DoÄŸu’yu ele geçirebilirdim!..”

Bu söz, Fransızlar’ın ünlü baÅŸkomutanı ve tarihin en önemli ÅŸahsiyetlerinden bir kabul edilen Napolyan’a ait. 1798 yılında Mısır’ın iÅŸgaliyle baÅŸlayan Fransız istila programı baÅŸarıya ulaÅŸsaydı, kim bilir nerede nihayet bulacaktı. BaÅŸarıya ulaÅŸsaydı diyoruz, çünkü Napolyon’un DoÄŸu hakimiyeti hayali küçük bir Osmanlı kasabası önünde yok olup gitti. Bugün Ä°srail sınırları içinde bulunan Akka kasabası önünde. Kasabayı savunan komutan yetmiÅŸlik bir ihtiyar: Cezzar Ahmed PaÅŸa. Ve Batılı tarihçilerin söz etmekten pek hoÅŸlanmadığı bir hezimet. Sahi, Napolyon’u bilmeyen yok. Ama Cezzar Ahmed PaÅŸa ismini kaç kiÅŸi biliyor?

“Ey Mısır halkı! Ben buraya sizin haklarınızı korumak ve o hakları ihlâl edenleri cezalandırmak için geldim. Allah’a, onun Peygamberine ve Kur’an’a olan saygım Memlûkler’inkinden fazladır. Biz tüm müslümanların dostuyuz. Müslümanlara karşı savaÅŸ açılmasını isteyen Papa’yı mahvetmedik mi? Yüzyıllar boyunca (Allah razı olsun) PadiÅŸah Hazretleri’yle dost, onun düşmanlarıyla düşman olmadık mı? Herkes padiÅŸahım çok yaÅŸa diye bağırsın! Onun müttefiki olan Fransız ordusu da çok yaÅŸasın! Memlûkler’e lânet olsun! Halka mutluluk gelsin!”

Bu sözler Napolyon imzasıyla Arapça yazılı olarak, Fransızların 21 Temmuz 1798’de Kahire’ye girmesinden sonra her köy ve kasaba duvarına asılan bildirilerde yer alıyordu.

Sinsilik ve ikiyüzlüğün yeni bir örneÄŸi olan bildiride, güya Fransız ordusu Memlûk Beyleri’nin nüfuzunu sona erdirmek maksadıyla gelmiÅŸti. Fransızlar güya halis müslüman ve Ä°slâm padiÅŸahının halis dostu idiler. Güya Allah’ın evladı ve ortağı bulunmadığına inanıyarlardı. Hristiyanlığın teslis akidesine ters düşen bu son ifade, müslümanların dini hislerini istismar yolunda, ne derece yalana baÅŸ vurulduÄŸunu göstermekteydi.

Kimdi bu Fransızların iki yüzlü ve sinsi politikasının son mimarı Napolyon?

İhtiras ve Kurnazlık

Fransa’nın genç yaÅŸta general olan bu ihtilalci subayı, aslen Ä°talyan’dı. 24 yaşında yüzbaşılıktan generalliÄŸe yükselmiÅŸti. 27 yaşında orgeneral rütbesiyle Alman ordularını yenince şöhreti dünyaya yayıldı.

Avrupa’nın Sezar’dan sonra yetiÅŸtirdiÄŸi en büyük komutanı olarak kabul edilen Napolyon, “dünya imparatorluÄŸunu merkezi” dediÄŸi Ä°stanbul’a gelerek Osmanlı ordusunda görev almak istemiÅŸ, fakat bu arzusuna kavuÅŸamamıştı. Bu amaç için pasaportu bile hazırlanan Napolyon, kardeÅŸi Josef’e, “istersem hükümet beni Osmanlı’ya iyi bir maaÅŸ ve parlak bir sefir rütbesiyle göndermeye hazır. Orada büyük Osmanlı’nın topçularını düzenlemek benim görevim olabilir.” diye yazmıştı.

Bu ilginin altında yatan, tabii ki öncelikle Fransız çıkarlarıydı. Akdeniz ve OrtadoÄŸu’da Ä°ngiltere ve Rusya’nın güçlenmesini önlemek, bilhassa Mısır üzerinden Hindistan sularında stratejik üstünlüğünü artırmak isteyen Ä°ngilizler’e engel olmak. Böylece Fransa’nın ekonomik, siyasi ve askeri çıkarları korunacaktı.

Fransa’nın gözü Mısır’da idi. Fransız hükümetleri OrtadoÄŸu’ya hakimiyetin Mısır’da kurulacak bir koloni ile gerçekleÅŸeceÄŸinin farkında olarak, uygun ortam kolluyorlardı. Osmanlı yönetiminde görülen bozukluklar, idarenin Mısır halkını ve Memlûk beylerini küstürmeleri bu fırsatı doÄŸurmuÅŸ gibiydi.

Devrin padiÅŸahı III. Selim, Nizam-ı Cedid adında yeni bir ordu kurmakla meÅŸguldü. Bu yeni ordu Avrupa’dan getirilen askeri uzmanlara kurduruluyordu. PadiÅŸah Avrupa’daki bazı yenilikleri ülkesine taşımak istiyordu. Islahat Lâyihaları olarak anılan yenileÅŸme raporları da hazırlatmıştı. Fakat bu raporları hazırlayan devlet adamları toplumda ve kurumlarda tam anlamıyla incelemeler yapmadan, toplumun ve devletin gerçekleriyle örtüşmeyen raporlarla sadece göz boyuyorlardı. Osmanlı, kendisini tarihe gömmek isteyen Batı’dan batılı reçeteler ithal ederek sosyal ve toplumsal yaralarına çareler aramaya baÅŸlamıştı.

19 Mayıs 1798’de Tolon limanından ayrılan Fransız donanmasının hedefi son derece gizli tutulmuÅŸtu. Osmanlı idaresi Fransız donanmasının bu ani hareketi karşısında Mora, Girit ve Kıbrıs’ı tahkim etti. Mısır hiç akla gelmeyen hedefti. Ne zaman ki 450 parçalık donanmayla 60 bin kiÅŸilik Fransız ordusu Ä°skenderiye önlerinde göründü, gerçek o vakit anlaşıldı. Ama iÅŸ iÅŸten geçmiÅŸti.

Napolyon Mısır topraklarına ayak bastığında siyasi kurnazlığını göstererek, Türkleri hedef almadan, Ä°stanbul yönetimine kırgın ve hatta kafa tutan Memlûk Beyleri’ne yöneldi. Böl-parçala-yut taktiÄŸi uyguluyordu. Önce Ä°skenderiye sonra Kahire’yi ele geçirdi. KurduÄŸu sivil yönetim, iyi hükümetin bir örneÄŸini oluÅŸturuyordu. Mısır’da yüzyıllardan beri bu kadar iyi yönetim görülmüş deÄŸildi. SavaÅŸa raÄŸmen, sulama projelerine baÅŸlandı, yeni deÄŸirmenler, hastahaneler yapıldı, piyasalarda durum düzeldi ve vergi toplanması iyileÅŸtirildi. Ä°yi niyetli bir padiÅŸahın Ä°stanbul’dan yararlı görebileceÄŸi her reform, Kahire Fatihi’nin imzasını taşıyan emirlerde uygulanıyordu.

Minareleri bayrak direÄŸi diye kullanma saygısızlığı dışında, Napolyon dindar müslümanları memnun etmek için her türlü çabayı gösteriyordu. Ulema’ya Ä°slâm öğretilerine büyük saygı duyduÄŸunu söyledi, kendisinin de din deÄŸiÅŸtirmeÄŸe istekli olabileceÄŸini ima ediyordu. Fransızlar’ın girdiÄŸi her köy ve kasabaya Arapça olarak özgürlüğe kavuÅŸmanın ne kadar önemli olduÄŸunu vurgulayan bildiriler asılıyordu.

Maskenin Altındaki Yüz

Ä°stanbul, Memlûk Beyleri’nin haddinin bildirilmesine memnun olmakla beraber olayları kaygıyla izliyordu. Kafasına “DoÄŸunun Ä°mparatoru” olma hedefini koymuÅŸ bu genç subayın ihtiraslarının önü kesilmeliydi.

Mısır harekatını baÅŸlattığında Piramitler’in önünde maÄŸrur bir eda ile askerine “Burada dörtbin yıllık tarih sizi seyrediyor.” diye hitap eden, Avrupa’nın en büyük birleÅŸik kuvvetlerini birkaç saatte bozan kumandan Mısır’a ilk ayak bastığı günlerde izlediÄŸi hoÅŸgörü politikasını bırakarak asıl yüzünü ortaya çıkartıp, Gazze’ye oradan da Filistin’e doÄŸru ilerlemeye baÅŸladı. Yafa’yı ele geçiren Napolyon, ÅŸehirdeki on bin kadar asker ve sivili kılıçtan geçirdi. Amacı bu hareketiyle Filistin, Lübnan ve Suriye üzerinde tesir kan ve ÅŸiddetle psikolojik bir tesir oluÅŸturmak ve kısa zamanda bu topraklara hakim olmaktı. Ama tam tersi bir durum doÄŸdu. Akıttığı kan Napolyon’un saÄŸlamış olduÄŸu kısa süreli olumlu izleri bir anda sildi.

Napolyon 19 martta, Filistin’in kuzeyinde çok stratejik bir konumu olan Akka Kalesi önüne geldi.

Napolyon’un Akka muhasarası 18 Mart Pazartesi günü baÅŸladı. Filistin’in kuzeyinde küçük bir liman olan Akka, padiÅŸah tarafından vezirlik rütbesi de verilmiÅŸ olan Cezzar Ahmed PaÅŸa adlı yetmiÅŸlik bir komutan tarafından müdafaa edilmektedir ve bu ihtiyar vezir, hayatının elli yılından fazlasını savaÅŸ meydanlarında geçirmiÅŸtir.

Bir Ä°htiyarla SavaÅŸmak

Mısır ve Filistin’i kolaylıkla zapteden Napolyon, Akka Kalesi’nin de bir-iki gün içinde düşeceÄŸini hayal etmiÅŸ ve Cezzar Ahmed PaÅŸa’ya ÅŸu mektubu yazmıştı:

“Ä°ÅŸte kalenin duvarları önüne geldim. Bir ihtiyarın geri kalmış birkaç günlük ömrünü almak bana birÅŸey kazandırmaz. Seninle savaÅŸmak istemiyorum. Benimle dost ol ve kaleyi teslim et!..”

Cezzar Ahmed PaÅŸa’nın bu mektuba verdiÄŸi cevap ÅŸudur:

“Hamdolsun gücümüz yetiyor ve elimiz silah tutuyor. Geri kalmış birkaç günlük ömrümüzü de, küffar ile cenklerde geçiririz!”

Ãœnlü Fransız generali PaÅŸa’nın bu cevabını okuyunca etrafındakilere: “Anlaşıldı, bu ihtiyar bizim birkaç günümüzü heba edecek ama merak etmeyin, iki gün sonra ÅŸehrin ortasındayız.” demiÅŸ ve bu hayal ile 19 mart günü savaÅŸ baÅŸlamıştır.

Napolyon’un Akka muhasarası tam altmışdört gün devam eder. Her gün biraz daha artan baskı hiç bir netice vermez, Fransızlar’ın her hücumu püskürtülür ve ağır kayıplar verdirilir.

Yenilmez ünvanı taşıyan Napolyon, kale müdafilerinin akıllara durgunluk veren kahramanlığı karşısında ÅŸaşırıp kalmıştır. Ä°ki gün içinde ÅŸehrin ortasında olacağı hayaliyle saldırıya giriÅŸen maÄŸrur general, ummadığı bu durum karşısında yeni bir arayışla yüksek rütbeli bir subayını kaleye gönderir ve direnmenin netice vermeyeceÄŸini, ÅŸehir teslim edilirse PaÅŸa’nın ordusu ve ağırlıklarıyla beraber istediÄŸi yere gitmesine güya müsaade edeceÄŸini bildirir. Ama Cezzar Ahmed PaÅŸa’dan aldığı cevap ÅŸudur:

“Devlet bizi bu kaleyi teslim etmek için vezir yapmadı. Ben Cezzar Ahmed PaÅŸa, ÅŸehitlik mertebesine ulaÅŸmadan bir karış toprak vermem!..”

PaÅŸa’nın bu cevabı Napolyon’u çileden çıkarır. Yaptığı yeni planlarla topçularına gece-gündüz Akka Kalesi’ni dövdürür. Ne var ki, açılan gediklerden ÅŸehre girebilenler Osmanlı süngüsü ile yok edilirler. Bu müthiÅŸ hezimetle “kader beni bir ihtiyarın oyuncağı yaptı!” diye avaz avaz haykıran yenilmez ünvanlı Napolyon, gece bile meÅŸaleler ışığında Akka’ya hücum eder. Cezzar Ahmed PaÅŸa ise, askerlerinin başında bir delikanlı gibi kılıç sallamakta ve saldırganlara göz açtırmamaktadır.

Akka kuÅŸatmasında ordusunun yarısını kaybeden Napolyon, nihayet 21 Mayıs’ta geri çekilmeye karar verir ve ağırlıklarını kumlara gömüp, Kahire’ye geri döner.

Hayalden Kabusa

Cezzar Ahmed PaÅŸa’nın karşısında hayatının ilk yenilgisini yaÅŸayan Napolyon o acıyla Kahire’ye doÄŸru çekilirken, iÅŸgal altında tuttuÄŸu Mısır’da da iÅŸler umduÄŸu gibi gitmemektedir. Mısır halkının gösterdiÄŸi infialle otoritesi sarsılmaya baÅŸlayınca, ağız deÄŸiÅŸtirerek gerçek yüzünü orada da göstermeye baÅŸlamıştır. Ä°lk geldiÄŸinde Osmanlı idaresine muhalif Memlûk Beyleri için söylediÄŸi sözleri Osmanlılar için de söylemeye baÅŸlar ve halkı ayaklanmaya teÅŸvik etmeye çalışır. Fakat Mısır’ın periÅŸanlığından Osmanlılar’ı sorumlu tutmaya çalışan bu propagandalar için artık çok geçtir. PadiÅŸah’ın “kâfir vahÅŸilere” karşı ilan ettiÄŸi cihad fermanı etkisini gösterir. 21 Ekim günü Kahire’de büyük bir isyan patlak verir ve ikibin Fransız askeri öldürülür.

Napolyon, 25 Temmuz 1799’de iki gemiyle gizlice Mısır’dan kaçarken, ordusunu Mısır’da bırakmış bir baÅŸkomutan olarak ve hayatını en büyük dersini Osmanlı’dan almış olarak acılar içindedir.

Tarih, Napolyon Bonapart’ın ÅŸu sözünü kaydediyor:

“Akka’da durdurulmasaydım, bütün DoÄŸu’yu ele geçirebilirdim!..”

Napolyon bir daha Osmanlılar’a karşı savaÅŸmadı. PadiÅŸah III. Selim ise bu savaÅŸtan sonra Fransızlar’a karşı dirayetli politikalar geliÅŸtirmeye çalıştı ise de, artık saraya kadar giren batıcılık hastalığı ile bu siyasetini sürdüremedi. 1802’de Fransızlarla dostluk anlaÅŸmaları yenilendi. Ä°ÅŸin daha da garibi, Napolyon yazdığı mektuplarla Osmanlı politikalarında belirleyici olmaya çalıştı. Bir mektubunda özetle şöyle diyordu:

“Büyük Osmanlı soyundan gelen, dünyanın en büyük imparatorluklarından birinin başında bulunan siz, devleti ÅŸahsen yönetmiyor musunuz? Ruslar’ın size emir vermesine nasıl izin veriyorsunuz? Kendi çıkarlarınızı gözünüz görmüyor mu? Harekete geç ve seni destekleyenleri harekete geçir Selim!.. ”

Osmanlı’nın kurtlar sofrası olan emperyalist politikalar karşısındaki konumuna ışık tutan bu iliÅŸkiler, Devlet-i Aliye’nin çöküşünün de ipuçlarını vermiyor mu? Güçsüz ve ufuksuz politikalar, parlak zaferleri arkasına alsa da sonuçta hezimetle noktalanıyor.

Dün böyleydi, bugün ondan farklı değil.

Unutul-A-mayan 3 Site..
Ä°lk Site:
www.bulutforum.com
Ä°kinci Site:
www.forumbulut.tr.cx
Bu iki site kapandı..
Ancak yeni bir site daha var!!
Paylaşımın yeni bir adresi:
www.istforum.awardspace.biz